Yukarı Çık
Dilek Bilge

Dilek Bilge

Esma haklı mıydı? Babam ‘’İstediğim gibi biri olursan, seni seveceğim.’’diyordu. Demek babamın istediği başkasıydı. Onun istediğinin yerine, beni mi getirmişti melekler!

Esma'nın Çerçevesi

4 Nisan 2017 Salı 23:05:16

Çengelin ucunu çivilerden zorla kurtarıyorum. Kapı hemen açılmıyor. Yağmur suları tahtaları şişirmiş ve pervazın içine sıkıştırmış. Paslanmış menteşeler,  romatizmaları azmış yaşlı insanların diz kapakları gibi tutuklaşmış. Açmak için itelemem gerekiyor. İniltili  bir ses çıkıyor ve bir ayağımın sığacağı kadar aralık, ancak açılıyor. Hafifçe kapıyı yukarı kaldırıyor, kendime doğru çekiyor tekrar iteliyorum. Bu sefer oluyor. Yarı karanlık eve  giriyorum ve geçmişin bahçesine bir yol döşüyorum. Yürüdükçe her yerden bitkiler çıkıyor. Unuttuklarım, unutmak için uğraştıklarım, yeniden yeşeriyor. Onları saklandıkları karanlıktan çıkartan bir ışık oluyorum ve benimle özümleme yapıyorlar. Hayatımın kimi ballı kimisi ağulu  insan yüzlü çiçekleri. Henüz tam sağalmamış kalbimle bakıyorum, biliyorum ki buradan çıktığım anda  sararıp solacaklar.

     Esma; melekler bebekleri getirirken, bazen karıştırırlar. Sen karışmış olanlardansın,  diyor. Ben karışmadım diyorum. Ben karışmadım, doğru kişi olarak doğru eve geldim.

Pencerelere çapraz çivilenmiş tahtaların çoğu kopartılıp, kimsesiz evi kendine sığınak yapanlar tarafından yakılmış. Oradan giren ışıkla ayağım kırık döşemeler arasına sıkışmasın diye dikkatlice yürüyorum. Evin dış duvarının bitiminden birkaç metre ötesinde akan dere, sesini benimle birlikte odaları dolaşsın diye göndermiş. İçimdekiyle karışıyor. Dolu dolu oluyorum. Gözlerim; babaannemin ocak başında, tülbendinin altından görünen çatık kaşları ve birbirinden ayrılmadan konuşan ince dudaklarıyla bana; “Hep senin yüzünden, hep bu oğlanın yüzünden, toprak alsın seni”, derken oturduğu sekiyi, bu sırada Esma’nın evdeki herkesten saklandığı divan altını, annemin sonsuz sabrı öğrendiği pencere kenarındaki sandalyesini buluyor. Ah benim güzelim, diyorum. Buradan bakıp günlerin günleri kovaladığını, yükselen alçalan derenin suları ile ölçmüş, su  çoğalıp taştığında, yan tarlaları basmış, o “Bahar geldi” demişti. Anneme hiç sormamıştım, o son mektup gelene kadar dere kaç kez taşmıştı?  

       Esma haklı mıydı? Babam; “İstediğim gibi biri olursan, seni seveceğim,” diyordu. Demek babamın istediği başkasıydı. Onun istediğinin yerine, beni mi getirmişti melekler!

Kahvecinin ortanca oğlu Çilli Adem'e seslenmişti babası.

-Al şunu götür, yerine. Burada kalmasın.

Adem yeni büyümekte olan burnunun ucundaki teri, bileğinin üst kısmından başlayarak elinin tersine, ta parmaklarının ucuna kadar sürterek silmiş, sonra elini kazağına kurulamıştı. Postacının bıraktığı köyün dağıtılacak mektuplarının içinden bize getireceği zarfı kapıp, kahveden fırlamış eve varana kadar da; içine bakmak için sadece bir kez duraklamıştı. Dayanamayıp okuduğunda  duyduğu şaşkınlıkla ergen dudaklarından, okkalı bir ıslıkla  “vay anasına be” cümlesi dökülmüştü. Uzaklaşıp gitmesinden  az  zaman sonra da Adem’in merakı meyvesini vermiş, neredeyse bütün köy her şeyi öğrenmişti.

    Esma’ya, melekler çocuklara babalarını getirirken de karıştırırlar mı, diyorum. Bak bir türlü gelmedi. Babaları melekler getirmez ki diyor.

Annem zarfı alırken ellerinin acemiliğinden mi, yoksa heyecandan mı bilinmez iki kere yere düşürmüştü. Mektup sadece yazılanları değil, silinmeyecek bir kokuyu, hiç geçmeyecek bir korkuyu, gülümsüyormuş gibi görünen bir yüzü ve ortasında içlerine “bir yere gidersen…” saklanmış iki çılgın bakışı da getirmişti. Kapının sağ üst köşesinde asılı çerçeveyi yerinden indirmiş, içindeki karınca duasını önce çıkartmaya yeltenmiş sonra başına bir iş gelir korkusuyla vazgeçmişti. Duanın üzerine fotoğrafı yerleştirip eski yerine asmıştı. Artık kapıdan dışarı adımını atacak olsa, onun bakışlarıyla karşılaşıyor ve geri dönüyordu. Bu duygusunu babam öldükten sonra da kaybetmedi. Okuma yazma bilmeyen annem mektubu birkaç gün cebinde sakladı. Pencerenin yanına oturduğunda çıkarıp ışığa tutuyor önünü arkasını çevirip bakıyordu. Sonra bir akşam bir şeyler mırıldanarak bir avuç külü dereye doğru savurdu. Anladım ki bildiği dualarla, okuyamadığı mektubu uğurlamıştı.  

    Esma çok kötü biri. Baban karışmadan götürülen bebeklerin olduğu bir yer bulmuş, artık hiç gelmeyecek, diyor. 

Az önce girmek için emek verdiğim kapıdan bir an önce çıkıp soluklanmak istiyorum. Gözüm kapının üstündeki o yere takılıyor. Yılların izi silinmesin diye çerçevenin tozlarına dokunmuyorum. Sadece boynu bükük gibi duruşuna kıyamadığımdan hafifçe düzeltiyor, parmak ucumla camına, “Baba, ben seni sevmiştim. Kızın Esma” diye yazıyorum.

 

 

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.