Yukarı Çık

Göç Kaçıran

26 Eylül 2017 Salı 10:47:49

 

        Sabaha karşı bir titremeyle uyanmış, yatağın iyice kenarına gelmiş bedeni, yumruk gibi  düştü düşecekti aşağı nerdeyse. Örtüyü aradı eli, üstüne çekti.  Başı ağrıyor bir taraftan midesi bulanıyordu. Ateşler içindeydi. Balkon kapısı açıktı. Böylece uykuya geçmiş, bir de sabaha kadar epeyce soğuk yemişti. Bir kaç gündür keyfi yoktu zaten. Bu arada eli ne kâğıda gitmiş ne de kalem tutmak istemişti. Sadece yetiştirmek zorunda olduğu yazıları toparlamıştı zar zor…

     (O gün de amaçsız çarşıda dolaşmış, işten ayrılırken göndermeye söz verdiği yarım kalan yazıları postahaneden faksla geçmişti. Her hafta sokağın başına kurulan pazara uğramış. Çevreyi içine sindirmişti uzun uzun. Kalabalığa karışmış, bağıran satıcıların sesine kulak vermiş, bir tezgâhtan kesekâğıdına iki salkım üzüm koydurmuştu. Sıcak yormuş, geldiğinden beri her akşamüzeri uğradığı bir pastaneye uğramış, yaşlı çınarın altında bir müddet sohbet etmişlerdi ahbap olduğu sahibiyle. Otelin hemen yakınındaki küçük marketten iki şişe madensuyu almıştı. Kızıla dönmüş gün, yarına doğacak başka bir günün yoğunluğunu müjdeliyordu ama bir şeylerin ters gideceğini hissetmişti. Vücudunun kırgınlığı artmış canı yemek istememişti. Aldığı üzümleri yıkamış, birazını yemiş. Yatarken madensuyunun birini açmış bir iki yudum içmiş onu da öylece şifoniyerin üstüne bırakmıştı.)

 

           Üşüyordu.

 

        Pencereye doğru çekip manzarayı rahatça gören konumdaki masanın üstünde bir sürü kâğıt uçuşmuştu, yüzünün her bir metrekaresini ezbere bildiği, kapağında solgun yüzlü, kocaman gözlü adam…  Yanından ayırmadığı o kitap! Gönlünden atamadığı ama okumaya da cesaret edemediği kitap… Nereye gitse peşinden bir gölge gibi sürüklediği…

Rüzgârın etkisiyle sayfaları savruluyordu durmadan. Kokular ah o hastalıklı kokular…

Yerde birbirinden uzağa düşmüş, odada giydiği terliklerini gördü... Rengi silikleşti! Gözlerini tam olarak açamıyordu. Açtığında terliklerin dönme dolap gibi döndüğünü gördü. Akşamdan bir yudum içtiği madensuyunu fark etti. Bardağa uzanmak istedi, titremesi devam ediyordu. Alnına götürdü ellerini. Elleri buz gibiydi. Alev gibiydi alnı. Bardağı son bir gayretle eline aldı. Bardakta kalan suyu yüzüne döktü. Kırgın bedeni yatağın kenarında çırpındı. Sonra telefona uzandı bir gayretle.. Resepsiyondaki görevlinin sesine ses verdi…

 

—Kötüyüm!..

 

ayşe keskin/ Trabzon

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.